Çikolatanın Tarihi

Çikolata…

Çoğumuz çikolata sözcüğünü duyduğumuzda, aklımızda, kalıp, şekerleme kutusu ya da tavşan canlanır. Akla gelen eylem ise, “içmek” değil “yemek”tir ve en muhtemel sıfat da, “tatlı” gibi görünecektir. Ancak, çikolata, uzun tarihinin, yaklaşık, yüzde doksanı boyunca, kesinlikle bir içecek olmuş ve şekerle hiçbir ilintisi hiç olmamıştır.
             New York’taki “Chocolate Tours” denen bir işi yürüten Alexandra Leaf, “Çikolatayı, çoğunlukla, kimsenin hakkında bir şey bilmediği, en bilinen gıda olarak görürüm”, diye belirtmiştir.

Peki Çikolata Nedir? Çikolata kelimesi Aztek dilinde; kakao çekirdeklerinin gürültülü bir şekilde havanda dövülmesinden dolayı, “gürültü” anlamına gelen “choco” ve “su” anlamına gelen “atle” kelimelerinden türemiştir. Kakaonun içerisine şeker, süt, fıstık, fındık vb. katılarak yapılan bir tür tatlı yiyecek olarak tanımlanır.

İspanyollar’ın Amerika’yı keşfetmeleriyle birlikte kıtadaki mevcut kitapları yakmaları nedeniyle kesin bilgiler olmasa da; büyük olasılıkla Olmeklerden oluşan bir grup, Güney Amerika'da kakao ağacı yetiştirmişlerdi. Mayalar, bir hayvanın bu ağaçtan meyve kopardığına tanık olmuş ve zamanla bu çekirdekleri nasıl kullanacaklarını öğrenmişlerdi. M.S. 600 yılında, Mayalar kakao çekirdeklerinden çikolatalı bir içecek üretmişlerdi ve bunun onlar için anlamı yeni bir tat bulmanın çok da ötesinde değildi. Oysa hayatımızda önemli bir yeri olan çikolataydı keşfettikleri.

Çikolata soğuk ve acı bir içecek olarak başladı macerasına ve özel günlerde ve dini rituellerde “acı içecek” olarak tüketildi. Aztek dilinde "ekşi, acı içki" anlamına gelen "xocoatl" adındaki bu içeceği Aztekler, içine biber ve başka baharatlar katarak soğuk olarak içiyorlardı. Efsaneye göre, Aztek kralı Moctezuma günde 50 fincan çikolata içiyordu.

Kakao ağacına verilen önem Mayalar ile birlikte doruğa çıktı. Mayalar kakaoya ilahi bir anlam yüklemişlerdi. Bu ürünün kendilerine tanrılar tarafından verilmiş bir ödül olduğunu düşünüyorlardı. Zaten kakao ağacının bilimsel ismi “Theobroma Cacao” da “Tanrıların Yiyeceği” anlamına gelmektedir.

Çikolatanın ne zaman ortaya çıktığının saptanması zordur, ancak başından beri, el üstünde tutulduğu ortadadır. Ulus-devlet öncesi devirlerdeki Latin Amerika’da, birkaç yüzyıl boyunca, kakao çekirdekleri, nakit para olarak kullanılabilecek kadar, değerli görülüyordu.

Hem Mayalar hem de Aztekler, kakaonun, kutsal doğum, evlilik ve ölüm ayinlerinde kullanılabilecek, sihirli hatta tanrısal özelliklere sahip olduğuna inanıyorlardı. Aztek mitolojisinde kakao ağacı, cennette yetişen “İyilik ve kötülük ağacı”nın yeryüzündeki temsilcisiydi.

Çikolatanın Kristof Kolomb’un keşif gezisinde fark edilip, İspanyollar tarafından önce Avrupa’ya, oradan da dünyaya yayılması ise çok sonraları, 16. yüzyılda gerçekleşti. İspanyol kâşifler Kristof Kolomb ve Hernán Cortés'inOrta Amerika'ya yaptıkları gezide Aztek kralı Moctezuma bu çikolatalı içeceği (öğütülmüş kakao çekirdeklerinin suyla karıştırılmasıyla elde ettikleri bir içecek) kaşiflere sunar. Kaşifler bu içeceği vatanlarına götürüp hazırlamasını öğretirler. Kolomb’un, ele geçirdiği ticaret gemilerinde para yerine kullanılan kakao çekirdeklerinin önemini anlamasıyla, Avrupalılar da bu büyülü bitkinin değerinin farkına varmışlardır. Kakaonun Avrupa’ya ulaşması çikolata için yeni bir çağın başlangıcı olur.

İçilen Çikolatadan Yenilen Çikolataya

İlk çikolata evi, 1657’de Londra’da açılmıştır. Pound (453,60 gr) başına 0,50-0,75 İngiliz Sterlini kadar maliyeti olan çikolata, seçkin sınıfın içeceği olarak kabul ediliyordu. Yeni Dünya’daki gibi, kakao, tüm Avrupa milletleri arasında, para olarak geçiyordu.

Çikolatanın yenilmesi, ilk olarak 1674’te, çeşitli çikolata mağazalarında sunulmuş olan, rulolar ve kekler şeklinde başladı. Çikolata, Avrupa’ya adım attıktan sonra uzun süre seçkin kesime yönelik bir lezzet olarak kaldı.1810 yılına kadar, Venezuela, dünyanın kakao ihtiyacının yarısını üretiyordu ve dünyada üretilen tüm kakaonun üçte biri, İspanyollar tarafından tüketiliyordu.

İtalyan kahve dükkanlarında ve Londra’nın ünlü kulüplerinde çikolata yudumlamanın zevki hızla yayılsa da, geniş kitlelerle buluşması için Sanayi Devrimi’ni beklemek gerekti. 1730’larda makinelerin kullanıma başlanmasıyla seri üretime geçilmiş ve çikolata pahalı bir besin olmaktan çıkmıştır. 1828’de Hollandalı kimyager Conrad J. Van Houten, kakao presini icat ederek kakao yağını özünden ayrıştırmayı başarmış ve modern çikolatanın şeklini almasına büyük katkıda bulunmuştur. Yenmesi için imal edilen ilk kalıp çikolata ise 1847’de Joseph Fry isimli bir İngiliz tarafından üretilmiştir. 1875’te İsviçreli Daniel Peter sekiz yıllık bir çabanın ardından çikolatanın özüne yoğunlaştırılmış süt katmanın yolunu bularak bugünkü sütlü çikolataya babalık etmiştir.

ABD, kakao çekirdeği ithalinde ve çikolata üretiminde dünyada ilk sırayı almasına rağmen, İsviçre, kişi başına çikolata tüketiminde dünyanın en büyüğüdür. Günümüzde, ABD Ordusu Dairesi tayınları, üç tane 113,4 gramlık kalıp çikolata içermektedir. Hatta, çikolata, ABD astronotlarına besin olarak uzaya bile götürülmektedir.

Ayrıca, çikolatanın, günümüzün önde gelen hekimleri tarafından, tedavi edici ilaç olarak kullanıldığı görünmektedir. Christopher Ludwig Hoffmann’ın tezi “Potus Chocolate”, çikolatayı, pek çok hastalık için tavsiye etmekte olup, Kardinal Richelieu’nun hastalıklarının tedavisinde de, onun kullanıldığından bahsetmektedir.

 Çikolatanın Türkiye Hikayesi

            Türkiye'nin ilk yerel üretim yapan çikolata fabrikası ise, cumhuriyetten üç yıl sonra 1927 yılında Feriköy’de kurulmuştur. Avrupa’da 1860’larda üretimine başlanan çikolatanın ülkemize gelişi 100 yılı almıştır. Ayrıca Osmanlı mutfağının ve geleneksel tatlı kültürümüzün çok baskın olması nedeniyle çikolatanın o yıllardaki tüketimi de daha ziyade elit bir tabaka ile sınırlı kalmıştır.

Türkiye’de endüstriyel çikolata üretimi 1970’li yıllarda başlamıştır. Ülkemizde ve batıda kullanılmakta olan çikolata üretim teknolojisinin temeli de 1975’tir. Önceleri lüks ürünler kapsamında olan çikolatalı mamuller sektöründe gümrüklerin de sıfırlanmasıyla 1980’den sonra çok hızlı bir gelişme yaşanmıştır. Bu arada şekerlemeye yatırım yapılmamış, tüm yatırımlar çikolataya yönelmiştir. Bu önemli bir stratejik karardır. Peş peşe fabrikalar kurulmuş ve çikolatalı mamullerde gelişme ön planda tutulmuştur.